×
Miras Alan Yönetimi Nasıl Yapılmalı?
Öncelikle uluslararası bir tanım ile başlamakta yarar var. Miras yönetimi ve onun planlamasını UNESCO Dünya Miras Komitesi belgelerinden aynen aktaralım

Aday gösterilen her varlık uygun bir yönetim planına veya varlığın istisnai evrensel değerinin, nasıl korunması gerektiğini belirten bir belgeye bağlı yönetim sistemine sahip olmalıdır. Bu belgelerin katılımcı yollar ile elde edilmiş olması tercih edilmektedir.

Bir yönetim sistemi olmasının amacı, varlığın etkin korunmasını sağlayarak, bugünkü ve gelecek nesillere erişmesidir. (109)

Etkin bir yönetim sistemi, aday gösterilen varlığın türüne, özelliklerine ve gereksinimleri ile varlığın kültürel ve doğal içeriğine bağlıdır. Yönetim sistemleri, farklı kültürel bakış açıları, mevcut kaynaklar ve diğer faktörlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Bunlar geleneksel uygulamaları, mevcut kentsel veya kırsal planlama araçlarını ve hem resmi hem de resmi olmayan diğer plan ve kontrol mekanizmalarını bünyesinde barındırabilir.

Yukarıda bahsedilen çeşitliliği tanıma konusunda, etkin bir yönetim sisteminin ortak unsurları arasında aşağıda verilenler yer alabilmektedir:

  •  Varlığa ilişkin tüm paydaşların tam ve ortak bir anlayışı paylaşması;
  • bir planlama, uygulama, gözlem, değerlendirme ve geri bildirim döngüsü;
  • ortakların ve paydaşların katılımı;
  •  gerekli kaynakların tahsis edilmesi;
  • kapasite oluşturma; ve
  • yönetim sisteminin işleyişine ilişkin ölçülebilir ve şeffaf bir tanımlama.

Etkin bir yönetim, aday gösterilen varlığın korunması, koruması ve tanıtılması amacıyla bir uzun vadeli ve günlük eylemler döngüsü içermelidir.”

  • Bu tanımın plan için açıkça vurguladığı bir bakış açısı var:
  • Geniş bir katılım ile yapılan ve uygulanan
  • Her varlık için esnek, yerel özellikleri başa koyan,
  • Sürekli güncellenen,
  • Yerelde kapasiteyi geliştiren,
  • Ölçülebilir, herkese açık, günlük eylemlerin bile tanımlandığı ve kaynakları ayrılmış bir plan.

Bu kuramsal bir çerçeve. Bunun yaşama geçebilmesi için tam bir ittifak gerekli. Ne yazık ki uygulamada karşımıza çıkan ilk sorun “statükonun direnci”. Bu tanımı kullanırken kimseyi kapsam dışında bırakmıyorum. Merkezi yönetim ve yereldeki temsilcileri, yerel yönetimler, mesleki kuruluşlar, konunun uzmanları ve hatta sivil toplum örgütleri aynı direnci gösteriyor. Tüm kişi ve kurumlar, diğer kurum ve kişilerden “bağımsız” kendi programını uygulamayı yöntem olarak benimsemiş durumda. Kimse gücüne, karar verme sürecine müdahale edilmesini kabullenemiyor.

Eski tip kişilere bağlı, bir kurumun kendi başına karar alıp uyguladığı koruma çabaları tüm dünyada başarısızlığa uğradı. Kaldı ki dünya eskisine göre toplumsal olaylarda çok daha fazla aktörün rol aldığı bir dönemi yaşıyor. Artık izole edilmiş bir yaşam yok, küresel, ulusal ve yerel aktörler ve bu düzeylerde üretilmiş tüm kararlar hepimizi bağlıyor.

İşte bu nedenle yeni bir yönetim anlayışı kaçınılmaz hale geliyor. Özellikle kültürel ve doğal mirasın korunmasında çok aktörlü ve disiplinler arası yaklaşım ve buradan üretilecek “birlikte yönetim” modeli dışında bir çıkış yok. Bu yönetim modelinin alışılmış katılımcı modellerden bir adım daha ileri giderek, pasif katılım yerine yönetime katılmayı esas alması temel farkı olmaktadır. Böyle bir yönetim modelinde yereldeki paydaşlar ve tüm taraflar bizzat planlamanın ve uygulamanın içinde olacaklardır. Bu yaklaşım hem planların gerçekçi, uygulanabilir olmasını sağlayacak, hem de yereldeki kurumların kapasitelerinin geliştirilmesini ve bizzat süreci yürütür hale gelmelerini sağlayacaktır.

Alan yönetim planları yapılırken en önemli koşullardan biri de günlük eylemlere kadar detaylandırılmasıdır. Kimin hangi görevi, hangi yasal yetkiyle, hangi bütçeyle ve ne zaman yapması gerektiği baştan belirlenmiş olacaktır. Böylece yereldeki tüm paydaşların anlayabileceği, yapım ve karar sürecinde yer aldığı, uygulanmasını da üstlendiği bir süreç yürütülecektir. Bu sürecin ölçülebilir ve herkesin denetimine açık olması da şartlardan biri olarak vurgulanmaktadır.

Türkiye’de bu konuları düzenleyen mevzuat başlangıçta yerel aktörlere daha geniş alan yaratan bir çerçeve çizmişken daha sonra Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri UNESCO Dünya Mirası olduktan sonra yaşanan olaylar sonucunda yerel yönetimlerin bu alanda çalışabilmesi Kültür ve Turizm Bakanlığı iznine bağlanmış bulunmaktadır.

Böylesi bir planlama ve uygulamanın çok kolay olmayacağı elbette doğrudur. Nitekim UNESCO’nun alan yönetim planı zorunluluğu getiren kararından sonra 13 yıl boyunca Ülkemizden hiçbir varlık için dosya hazırlanmamış, başvuru yapılmamış ve sonuç olarak da hiçbir varlığımız Dünya Miras Listesine girememiştir. Ancak 2011 yılında “Selimiye Camisi ve Külliyesi” ile başlayan yeni dönemde UNESCO Dünya Miras Listesinde 9 olan varlık sayısı 18’e yükselmiştir. Son dönemde listede yer bulan 9 varlık dışında kalan Dünya Mirası alanlarımızın bir bölümünde de alan yönetimi süreci başlamış bulunmaktadır.

Alan yönetim planlarını gelecekte bekleyen en büyük tehlike tek tipleşme, akademik ve bürokratik yanı ağır basan, yalnızca uzmanların anlayabildiği belgeler haline gelmesidir. Şurası unutulmamalıdır ki her alan farklı bir yaklaşım ve farklı bir çözüm gerektirir. Bu çözümlemelerin yereldeki kapasiteye bağlı bir anlaşılırlıkta olması, eylem planlarında günlük sorunlara yanıt bulunabilmesi halinde planlar yaşama şansı bulacaktır.

Planların sürekli güncellenebilir olması da uygulama açısından son derece önemlidir. Kutsal belgeler gibi dokunulmaz, değiştirilmez planlar yerine genel ilkeler ve kurallar dışında tüm eylemlerin sırası, süresi, kapsamının hızla değiştirilebildiği bir plan yerelde doğru koruma aracı haline gelebilir.

Yönetim sistemleri

108. Aday gösterilen her varlık uygun bir yönetim planına veya varlığın istisnai evrensel değerinin, nasıl korunması gerektiğini belirten bir belgeye bağlı yönetim sistemine sahip olmalıdır. Bu belgelerin katılımcı yollar ile elde edilmiş olması tercih edilmektedir.

109. Bir yönetim sistemi olmasının amacı, varlığın etkin korunmasını sağlayarak, bugünkü ve gelecek nesillere erişmesidir.

110. Etkin bir yönetim sistemi, aday gösterilen varlığın türüne, özelliklerine ve gereksinimleri ile varlığın kültürel ve doğal içeriğine bağlıdır. Yönetim sistemleri, farklı kültürel bakış açıları, mevcut kaynaklar ve diğer faktörlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Bunlar geleneksel uygulamaları, mevcut kentsel veya kırsal planlama araçlarını ve hem resmi hem de resmi olmayan diğer plan ve kontrol mekanizmalarını bünyesinde barındırabilir.

111. Yukarıda bahsedilen çeşitliliği tanıma konusunda, etkin bir yönetim sisteminin ortak unsurları arasında aşağıda verilenler yer alabilmektedir:

  • varlığa ilişkin tüm paydaşların tam ve ortak bir anlayışı paylaşması;
  • bir planlama, uygulama, gözlem, değerlendirme ve geri bildirim döngüsü;
  • ortakların ve paydaşların katılımı;
  • gerekli kaynakların tahsis edilmesi;
  • kapasite oluşturma; ve
  • yönetim sisteminin işleyişine ilişkin ölçülebilir ve şeffaf bir tanımlama.

112. Etkin bir yönetim, aday gösterilen varlığın korunması, koruması ve tanıtılması amacıyla bir uzun vadeli ve günlük eylemler döngüsü içermelidir.”

Namık Kemal Döleneken